HANS & HELGA
23/09/2010 - 23/10/2010Robert Barta, Motoko Dobashi, Emanuel Fanslau, SYSTEM HM2T, Jan Löchte, Daniel Man, Rudolf Reiber
Görüntülere inaniriz, çünkü gördügümüze
inaniriz. Bununla birlikte, maalesef sadece
bildigimizi görürüz. Sinirli algilayisimizin
yol açtigi yanilsamalara takilip kalmamak için,
yasadigimiz dünyaya dair bilgimizi sürekli sorgulamak
zorundayiz. Önyargi ve kliseleri yikmak
üzere bilinenin ötesine geçen görüntüler
ürettikleri için, sanatçilara rol modeli islevi
yüklenebilir. Sanat, içinde yasadigimiz dünya
hakkinda alternatif anlayislari gün yüzüne çikarabilir
ve Hans & Helga’da amaçlanan budur.
Serginin kavramsal ve küratöryal çerçevesi,
Almanya’dan güncel sanati sunan bir sergiyi
üstlenilmesi üzerine gelisti. Bu nedenle kimlik,
milliyet ve kültürel davranislarla ugrasirken
su sorular sorulur: Alman Sanatinda
tipik “Alman”i göstermek mümkün müdür?
Bu sergi, Türk sanatçilarin sergilerinden çok
farkli olabilir mi? Alman Sanati ne olabilir
ve Türk izleyicisine nasil sunulabilir? Sanatin
Alman görünmesini saglamak için ugrasilacak
meseleler neler olmalidir? Bir serginin Alman
görünmesi için, Alman bir küratör ve Alman
sanatçilar yeterli olacak midir?
Almanya ve Türkiye arasinda, dostluk ve anlayistan
çok ekonomi ve politikaya dayali, uzun
ve yogun bir iliski ve ortaklik vardir. Zaten
Almanya ve Osmanli Imparatorlugu arasinda
yakin bir is birligi bulunmaktaydi. Daha sonra,
Türkiye Cumhuriyeti’nin erken dönemlerinden
bugüne, bu iki tarafli iliski devam etti.
Yine de Almanlar Türkler, Türkler Almanlar
hakkinda ne biliyorlar? Verilmis bilgi ikinci
gerçekligimizin kaynaklarindan gelen görüntülere
dayanir ve bu gerçeklikte görsel bilgi,
onu üretenin istek ve ihtiyaçlarina göre sekillenir.
Bu sergi, Türk filmlerinden ve Alanya’daki
tatil noktalarindan bilinen “tipik” Alman’i
anlatmak için kullanilan iki isim olan Hans
& Helga’yi baslik edinmeyi seçmistir. Hans
ve Helga, Türkler tarafindan genellikle uzun
boylu, düz sari saçli ve beyaz tenli, disiplinli,
her zaman dakik, çaliskan ve dürüst olarak
tarif edilirler. Hans ayni zamanda sandalet ve
beyaz çoraplarla sort giyen, sisman, bira içen,
kaba ve cimri bir adam olmalidir. Evlilik disi
iliskilerden korkmayan, ya Alpler’de yasayan
bir çiftçi karisi ya da güzel fakat biraz aptal bir
kadin olan Helga ise Hans’in disi karsiligidir.
Hem Hans hem Helga kimsenin iliskilendirilmek
istemedigi kliseleri betimlerler. Elbette
Almanya’da Hans ve Helgalar vardir; ancak sinirlari
geçtikten sonra Almanlar’in çogunlugunun
bu tanima uymadigini farkedebilirsiniz.
Neticede Hans ve Helga, tipki Ali ve Ayse veya
Mr. ve Mrs. Brown gibi; hayal gücü, genelleme
ve iz düsümlerinden ortaya çikarlar.
Hans & Helga Almanya’dan alti çagdas sanatçi
ve bir performans grubunu sunar. Sergi,
Almanlar’i ve Alman sanatçilari oldugu kadar
Almanya ve onun sanat çevresini de yurt disindaki
yabanci izleyiciye temsil edecek “Alman”
bir sergi ortaya koymanin imkansizligini tartisir.
Bu sergi; futboldan fasizm ve nasyonalizme,
pornografiden bira ve Krautsalat’a (Alman lahana
salatasi), Aydinlanma ve Romantizmden
ideal Güzellik ve verilmis Çirkinlik gerçegine,
Almanya’nin geçmisine ve bugününe dair temalari,
ironik ve elestirel biçimde tartisir. Neticede
sergi, bilgi ve önyargilari, gerçeklik ve
yanilsamayi sorguladigi gibi; sanatin, klise,
polemik ve politikalarin statükosunun ötesine
geçen görüntüler yaratma gücünü de sorgular.
Katilan sanaçilarin tümü Alman kökenli degildir,
ancak hepsi uzun zamandir Almanya’da
yasamakta ve çalismaktadirlar. Sanatçi seçiminde
milliyet ve köken belirleyici olmamistir;
ancak ortaya çikan sonuç Almanya’nin büyük
ölçüde göçle sekillenmis olan çok kültürlü ve
çok milliyetli karakterini yansitir. Tüm sanatsal
konumlarda izleyici, Alman olmaya veya
Almanya’da yasamaya dair farkli yaklasimlarla
karsilasabilir.
Video, obje ve enstalasyon gibi çesitli medyayi
kullanan genç Alman sanatçi Rudolf Reiber,
bu sergide üç isiyle yer almaktadir. “Unter vier
Augen” (tête-à-tête / Bas basa) isimli video
enstalasyonunda; seyirci, ses bandindaki valsin
ritmine uydurulmus internet pornografisinden
sahneleri gözetleme deliginden izleyen
bir dikizciye dönüsür. Reiber, gerçeklesen seks
eylemini göstermeden, aktrisin kameraya bakisini
seçip çikartmistir. Bu sebeple müstehcen
görüntüler yalniz izleyicinin zihninde olusur
ve böylece izleyicinin kendi imgeleri haline gelirler.
Yüksek ve alçak kültürün (Vals ve Porno)
çatismasi araciligi ile sanatçi, Porno’yu çevreleyen
absürt yapayligi ironik biçimde gözler
önüne serer. Sergide bu is, Türkiye’nin pornoyla
tanismasinda ve “wunderbar” sözcügünün
yayilmasinda önemli bir rolü olan Alman
pornosu klisesine göndermede bulunur.
Monokrom resim serisi “Alman Gökleri”nde
Rudolf Reiber, Ikinci Dünya Savasi sirasinda
Almanya gerçegine de göndermede bulunan
minimal resimlere yer verir. Sanatçilar sergilenen
panelleri, Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin
Alman sehirlerini bombalarken uçaklarini kamufle
etmek için kullandiklari rengin tipatip
aynisi ile boyadilar. Burada Reiber minimalist
estetigi kullanarak, Almanya’nin savas tarihine
göndermede bulunur. Ayrica sanatçinin, minimal
sanatin sekilci olmayan, politik meseleleri
de tartisabilen bir yorumunu basariyla ortaya
koydugunun altini çizmek önemlidir.
Rudolf Reiber’in son isi “Isimsiz”, bir obje; sanatçinin
üzerinden tanimlayici tüm isaretleri
sildigi bir euroluk cilali bir madeni paradir. Bu
yogun cilali madeni para; kimlik, millî aidiyet
ve degere iliskin sorular uyandirmak üzere,
gözlemciyi yansitir.
Prag’da dünyaya gelen Robert Barta, uzun zamandir
Münih ve Berlin’de yasamakta ve çalismalarina
devam etmektedir. Çok çesitli media
ve materyallerle çalisan sanatçinin, minimal
estetigi sosyal meselelerle yikici biçimde ugrasan,
mizahi bir anlati ile birlestirmesi özellikle
çarpicidir. Barta Hans & Helga’da, “Real Life/
Gerçek Hayat” isimli isi ile, basit bir iletisim
ögesini kullanarak çizgi roman dünyasina
göndermede bulunur. Yapitta konusma balonu,
bir kitap yigininin tam içinden çikmis
gibi durmaktadir. Üzerinde herhangi bir harf
bulunmadigindan, bu dili tutulmus veya hareketsiz
duran bir yazara ait olmalidir. Balonun
ortasinin tahrip edilmis olmasi ise, yazara birisinin
veya bir seyin vurmus oldugunu gösterir.
Bununla birlikte sanatçi ne hasarin sebebini
açiklar, ne de hikayenin detaylarini verir. Zaman
durdukça, kitaplarin içinde henüz gerçeklesmis
olani yalniz etkin bir izleyici hayal
edebilecektir.
Diger yapit “Lucky”de Barta bir kürsüye, altina
tek bir banknot koyarak küçük bir müdaha8
9
lede bulunur. Bu banknot, bir sanat sergisinin
veya sanat müzayedesinin ardindan yapilan
temizlikte gözden kaçmis gibi durmaktadir. Is,
kürsüyü çevreleyen “kutsal” atmosferi bayagi
bir seye dönüstürerek, sanat dünyamizin ticarî
yaninin yikici bir elestirisini yapar.
Alman performans grubu System HM2T’de
sanatçilar Helge Meyer ve Marco Teubner, bedenle
hem fiziksel bir araç hem siirsel bir varlik
olarak ugrasirlar. Hans & Helga’da yer alan
“Alman Dikiz Gösterisi” isi için performansçilar,
galeri alanina ahsap bir kulübe insa ederler.
Performans sirasinda System HM2T, kültürel
kimlik fikri üzerine harekete geçer ve “Alman
olmak nedir? Bir Alman ikonografisini vurgulayan
degiskenler nelerdir?” gibi sorular ortaya
atar. Grup galerideki kulübede; bedensel is,
ironi ve dikiz gösterisi klisesini kullanarak bir
deney gerçeklestirir.
Canli performans daha sonra video dokümantasyonu
olarak da sergide yer alir. Bunun yani
sira Hans & Helga’da, performansin bir diger
dökümü olan “I promise.../ Söz veriyorum...”
gösterilir. Burada çift tarafli bantlar, performansçinin
bedensel hareketlerini zorlastiran
sinirlar olarak is görürler. Ayni zamanda bu
engel, sanatçilari sarmalayan bu sonsuz kucak,
is birligi ve sosyal bag için bir metafordur.
Uzun süredir Almanya’da yasayan ve çalismalarini
sürdüren Çinli ressam Daniel Man, oldukça
çesitli sanatsal form ve malzemeler kullanarak
yaptigi çok katmanli duvar resimleri
ile taninmaktadir. Hans & Helga’da bulunan
duvar resminde Man, galerinin mimari baglami
kadar, millî kimlik üzerine de derinlikli biçimde
düsünür. Seyircinin kendini inanilmaz
bir estetikle yüzlesmis halde buldugu ve onu
kimlige dair sorular sormaya iten pek çok malzeme
ile karsi karsiya geldigi iste Man, folklorden
öge katmanlari ve çesitli semboller kullanarak
bir ev fikrini tartisir. Man’in, bati resim
tarzlarini Çin resim gelenegi kadar graffiti ile
de birlestirdigi eklektik estetigi, bulundugu
konumun hem mimari hem sosyal çevresine
karsilik verir. Buna bagli olarak is, mekana
özgü resimlere güzel bir örnek teskil eder.
Münih’te yasayan ve çalismalarini sürdüren
Alman frotaj ve enstalasyon sanatçisi Emanuel
Fanslau, alanin detaylarini kanvasta,
yüzeyin dokusunu yakalamak üzere sprey
boya ile vakum kullanarak biraraya getirir ve
stüdyosunun alanlarini betimler. Münih’teki
özel alanlarin baskilarini Istanbul’daki halka
açik bir galeride yeniden konumlandiran bu
is; seyahat, cografî baglam ve millî aidiyet sorularini
tartisir. Bu frotajlar disinda Fanslau
“Crash Lamps/Çarpisma Lambalari” serisinden
objelerle, parça parça olmus rüyalari sicak
ve mahrem oturma odalarina nakleder. Orada,
modern insanin rüyasini kaybedisi dekoratif
bir unsura dönüsür. Is, toplumdaki modern
yanilsamalarin çözülmesine ve bunlarin zararsiz
dekorasyon ögelerine dönüsmesine göndermede
bulunur.
Münih’te yasayan ve çalismalarini sürdüren
Japon ressam Motoko Dobashi, büyük ölçekli
duvar resimleri ile taninmaktadir. Hans &
Helga’da, mekana özgü duvar resmini kagit
üzerindeki çizimlerle birlestirerek, modern
topluma yeni bir dag rüyasi sunar. Modern
insan burada, tüm sosyal zorunluluklardan
uzakta bir siginak bulabilir. Bati ve Japon resim
geleneklerini birlestirdigi isinde pop kültürü,
Manga ve mekana özgü motiflerin çatismalari
da eklektik bir yaklasima isaret eder. Bu
yaklasim sanat tarihindeki çesitli akimlara bir
tepki niteligi tasidigi gibi, resmin bulundugu
baglamin gerçekligini de ihmal etmeden hayal
gücü ile ugrasir. Bu is, ideal ormanin tanrinin
büyüklügünün ve ülkenin eski iyi günlerdeki
halinin sihirli bir temsili olarak görüldügü Alman
romantisizmi ve Biedermeier ile baglantilidir.
Stuttgart’ta yasayan Jan Löchte, disiplinler arasi
ve kavramsal çalismalar yapan bir sanatçidir.
Sergiye katildigi “Almanya” isimli isinde, bilinen
veya insanlarin gurur duydugu tipik Alman
mekan ve binalarini gösterir. Bütün is Alman
yemekleri kullanilarak yapilmistir: çünkü
yemek kültürler arasindaki çok basit bir farktir
ve diger ülkelerle ilgili kliselerin de önemli bir
kismini olusturur. Diger isi Mobile Platform
nach oben’de, üst kata ulasan kisisel bir yol
olusturarak, insanlardan daha yüksek bir konuma
erisir. Orada kisi, daha iyi bir manzara
gibi avantajlarin tadini çikarabilir; ancak yalniz
olacaktir çünkü platform tek kisiliktir.
Görüntülerle kusatilmis oldugumuz, onlarla
yasadigimiz, onlarin araciligiyla iletisim kurdugumuz,
onlarla ürün sattigimiz ve dünyayi
onlarin sayesinde anladigimiz için, görüntülerin
bizim anlayisimiz üzerindeki etkilerini
ve gerçekligi nasil insa ettigini sorgulamaliyiz.
Dünyamiz TV, internet ve gazete, dergi ve kitaplardaki
binlerce sayfa ile tika basa doludur.
Dolayisiyla birinci (dogal) ve ikinci (orta) gerçekliklerimiz,
görsel kültürümüzle ayrilmaz
biçimde iç içe geçmistir. Üstelik dijital devrimden
beri görüntü kolayca yaratilip hizla paylasiliyor
ve daha da büyük bir hizla tüketiliyor.
Mevcut durumumuzun parçalanmis karakterinden
dolayi sergi homojen degil, çogulcu ve
heterojendir. Sergi Alman sanatina genel bir
bakis sunmak yerine, bugün Almanya’da sanatçilarin
farkli sanatsal egilimlerine ve kullandiklari
stratejilere dair parça parça iç görüler
sunar. Hans & Helga’nin sanatçilari, kültürel
imgeleri parçalarina ayirarak, önyargi ve kliseler
ile hem ironik biçimde oynar, hem de ciddiyetle
elestirir ve böylece gerçeklik insalarimizin
sinirlarini ortaya çikarmaya çalisirlar.
Ayrica, alles wunderbar und prost meine Damen
und Herren! (Her sey sahane ve serefe
Hanimlarim Beylerim!)
Marcus Graf
Küratör: Marcus Graf