HAYAT OYUNLARI

13/03/2009 - 07/04/2009

Mustafa Özel

HAYAT OYUNLARI

YENI BIR BOSLUK ÖNERISI
Gülseli Inal
Tematik açidan eger Mustafa Özel resim tasarimi insanin ontolojik varliginin toplumsal sistemler tarafindan feda edilisine bizzat bizim tanikligimizi katmak istiyorsa,  içinde bulundugumuz çagda kendini hizla tüketmis olan insan soyunun yasadigi aci dolu serüvene bir kez daha ciddiyetle dönüp bakmamiz gerekmektedir. Sanatçinin özel algi boyutundan dogan, telafi edilemez ruhsal uçurumlar, bozguna ugramis bedenler,  tuvalin ana dinamiklerini belirlerken; öte yanda çigrindan çikmis tinsel boyutun kavramsal imlerini de estetik formlar olarak ön plana çikarirlar. Öz benliklerinden uzaklasmis ‘Ben’ler, dengeli uyumunun ötesinde gezinenler, bütünlügün yasalarindan kopanlar ve aci çeken bedenler Mustafa Özel estetik dilinin temel hareketini olusturur. Sanatçi için merkezde her zaman insan vardir ve onun yeryüzü serüveninde karsilastigi zorluklar resim diline tasimaya degerdir. Özellikle vurgulanan, insanin ruhsal, zihinsel, tutkusal, sezgisel, düsünsel çöküsü sanatçi tarafindan tuvale kayitlanirken; insan bedeni üzerinden varilan aykiri estetik söylem eninde sonunda yasamin uçurumlarina ait imgeleri görünür kilmaktadir.
Öte yandan sanatçinin estetik betimleri gerçekligin acimasiz uyarisindan yola çikmakla birlikte gerçekligi derleyip toparlama gibi bir misyonu da üstlenmis gözükür. Sürekli olarak bir seye, bir olguya bir olumsuza isaret eden Sanatçinin, espasi yaratirken en son düsündügü sey komposizyondaki figürün orantisal degerleridir. Sanatçi bütünüyle aci çeken/direnen, dolayisiyla evrene uyum durumunu kaybetmis, deforme olmus beden üzerinde yogunlasir. Resim dilinde aci ve aciya karsi direnç ruh hali kompozisyonunun ana izlekleridir. Burada bizim dikkatimizi çeken sey;  sanat tarihi boyunca ‘Güzel’in esliginde yol alan sanat ifadesinin Mustafa Özel estetiginde bütünüyle dislanmis olmasidir. Mustafa Özel’in insan figürü tasarimi ne bir Roma çagi bedeni ne Yunan heykellerinde gördügümüz türden bedenin yücelmis haline, ne de Rönesans’taki kutsallikla donatilmis bedenlere benzer. Yüce ve göksel olan, orantisal olan, uyum ve ahenkli idea dislanmis; yerine Sanatçi’nin algi boyutundaki gerçeklik konmustur. Sanatçi tarafindan kalici olan degil degisken olan resimlenmek üzere seçilmistir. Sonuç olarak karsimiza bireysel bir dünya çikar: Bireysel dünya ise sanatçiya göre biçimsel bir dünyadir. Latif bir evren geride birakilarak salt özel madde boyutu ve plastik tözle baglantili tekillik ilkesine geçis yapilir. Karsimizdaki betim salt bedenin agir gerçeklik karsisinda beden olmaktan çikip egilip bükülmesini, yönlere dogru dallanip budaklanmasini, tinsel gücün maddeye hükmederek bedenin yaradilisla hesaplasma aninin içerdigini, tüm askinligi içinde barindirir. Öte yandan sanatçinin ruhunda ilk örneksel süreçlerin devam etmesi onun kendi özsel köklerine degin bazi anlatilari kusatir. Tüm bunlarin yani sira kaçinilmaz bir biçimde mahkûm edildigimiz yasam kosullarinin bizi çirilçiplak savunmasiz birakisini Sanatçi asi bir karsi durusla özetlemektedir. Sanatçi özsel birligin kutsal mührünü önemsemeyip onun yerine tuvali somut ve gercekçi bir varolusla donatarak psikolojik yaptirim gücünü mutlak plastik cevherden ayirabilme cesaretini gösterebilmektedir.

Sergideki Çalışmalar

Bunlarıda görün: