O KÜÇÜK KÖY
10/12/2010 - 31/12/2010Nazlı Eda Noyan
BIR KÖY, BIR SARKI, BIR ALBÜM VE BIR ÇIZGI
Ayla Ödekan, Kasim 2010
BIR KÖY
Köy günümüzden yaklasik 10.000 yil önce olusmus bir yerlesim birimi. Insanin dogayi “göç” ederek tükettigi asamadan “toprak”in bereketinin fark ettigi bir asamaya geçisinin izini tasiyor köy yerlesmesi. Önce birey olarak tekti insan, sonra giderek örgütlü bir toplumsal yasama adim atti ve çesitli doga nesnelerini- günes, su, ates...- birakip, topragiyla bütünlesti ve topragina tapti. Topragi onun oldu, o topragin oldu; topragina sahip çikti, topragi ona yasam verdi. Ürettikçe üretti, bir yandan da topragin bereketini tükettikçe tüketti... Köy mutluydu önceleri ancak “var olan”la “var olmayan” karsi karsiya geldi, karsitlar vurustu. Toplumlar savasti. Güç iktidar oldu. Birey toplumlasirken kültürlesti; kültürlesirken yeniden bireylesti. Var olmak için savasirken, simdi yasamak için savasmakta. Topragiyla bütünlesirken topragi kaydi ayaginin altindan; “göç” etti yine baska topraklara. Kolay mi yasam mekânini yitirmek? Kolay mi dagini, suyunu, havasini, kokusunu, rengini, sesini, insanini, hayvanini, nesnelerini yitirmek? Yasamin bellekte imgelere dönüsmesi ve orada asili kalmasi, kolay mi? Silinip atilabilir mi?
BIR SARKI
Özlem yüklü bir sarki. Prizren’den Anadolu’ya göçen büyükbabanin söyledigi hüzünlü sarki uzamda yankilaniyor. Zamanin içinde yitip gitmiyor. Babaya geçiyor; baba çocuklarina mizikayla aktariyor, çocuk o sarkiyla büyüyor. Sözcük sesle bütünlesiyor; zamani asiyor, mekâna yayiliyor. Sarkidan düsen sözcükler imgelere çarpip ad oluyor:
uzak o
merak
ücra anne
göz
nerede
dert
köy bakip
agla
BIR ALBÜM
Hüzün dolu sarki Nazli Eda Noyan’in bellegine siziyor ve bellegindeki imgelerle yeniden filizlenerek besleniyor ve biçim buluyor. Bu bir köyün hikayesi. Yasanmislik ve özlem duygusunun izlerini paylasmak önemli. Albümlerde fotograflar dizilidir, an belgelenir; oldugu gibi, görüntü ne ise o dur, eksiksiz ve eklemesiz. Fotograflar gelecege tasirlar ani. Izleyenin algisi ise, fotograflardaki aracisiz görüntüyü yasama dönüstürür, yeniden kurgular. Noyan da kendi albümünü üretiyor: “Bu köyde yasayanlarin bir aile albümü. O köyün belleginde yer edenler. Iliklenen dügmeler, ceketler, kravatlar, rozetler, gözlükler, bayraklar, eller, asiklar, canavarlar, adamlar, adamlar, adamlar, adamlar, kadinlar... Burasi yasayan, çoktan ölmüs, ürküten, özlem duyulan, uzakta ve yakinda, eglenceli ve karanlik bir yer.” Noyan’in kontrol edemedigi bir dünya serili albümünde; yüklü. Ne yok ki: Erkeklerin yapistigi mabude kadin, bastan çikaran, çikarilanlar, politikacilar, askerler, bürokratlar, aristokratlar, protestocular, köyün hocasi, dua edenler, cenaze töreni... Kimi yerde bir portre birey olarak kendini açiga çikartiyor, kimi yerde de kimligini yitirmis toplum tanimlanmasi zor bir örüntü olusuyor, kesfe açik.
BIR ÇIZGI
Noyan; imgeler dünyasini, yasantisinin birikimini görsellestiren gazetelerden biriktirdigi kupürlerden kurguluyor. Zaman ve mekân farki yasantiyi dogal imgelerden teknolojinin gelismesiyle zenginlesen iletisim araçlarinin belirledigi imgelere tasidi. Bizim bellegimizin algi kanali iletisim araçlari olmadi mi? Artik deneyimlerimizin, düsüncelerimizin, duyularimizin paylasilmasini saglayan iletisim araçlari bireyler arasinda iletisimi kuruyor, bilgilendiriyor, yönlendiriyor, egitiyor, toplumsal iletisimi gerçeklestiriyor, duygulari dile getiriyor, eglendiriyor, uyariyor. Noyan gazetelerle kurgulanan imgeler dünyasina açiliyor. Albümün can suyu çizgide. Imge biçim bulmaya çizgiyle baslamadi mi, çizgi canlandirmadi mi anlami? Mehmet Siyah Kalem göçebe toplum yasantisini tüm güzelligi, tüm gerilimleri ve canliligiyla bugüne çizgiyle aktarmadi mi? Noyan da çizginin dinamizmiyle içinde yasadigi “çagdas göçebe” toplumun dünyasini kurguluyor. Bizler göçebe degil miyiz? Sanal bir mekânin içine göç etmis durumda degil miyiz? Çizgi ve anlamin birlikteliginin günümüz ustasi Mengü Ertel, Noyan’in ustasi kuskusuz. Grafik sanatinin anlamla bütünlesmesinin ustasi Ertel’in çizgiyle nesnelere can verme yetisine Nazli da ulasmayi amaçlamis. Kendine özgü biçemiyle de bu amaca yaklasiyor. Çizgilerdeki hareket görsel düzene boyut katiyor, biçimi kütlelestiriyor, kimlikleri ortaya çikariyor, gücü vurguluyor, gözlere degisik anlamlar kazandiriyor. Eller yumruk olup sikiliyor, uzaklara uzaniyor ya da dua ediyor. Kimi örnek ayrintida fark edilmeyi bekliyor. Tek bir örgenin yinelenmesiyle örüntü olusturan yigin arasinda göz, sol gögüs üzerinde bir ele takiliyor. Bir penis fark edildigi an örüntüyü cinsellestiriveriyor. Isler birbirleriyle iliskili olabiliyor. Birbirine bakan bir kadinla bir erkek, diz üstüne kavusmus ellerle çekingenliklerini sergiliyorlar. Önce kalemle çizilerek canlandirilmis albüm bilgisayar araciyla dönüstürülüyor. Kimi yerde renk anlama katkida bulunuyor. Sari ya da kirmizi bir çizgi ya da zeminle, iktidarin göstergeleri olarak kullanilan politikaci, bürokrat ve ordu öteki islerden ayriliyor. Nazli Eda Noyan’in albümü üzerinden sarki mekâna yayiliyor:
O küçük bir köy eviydi, uzak ücra yerde
Içimde kanar gibi bin dert katar derde...